menu Menu
Sapiens'e Ölüm
Gökhan bir eli kapının kolunda koşmaya hazır bekliyordu. “Hocam, Einstein sınıfında öğrenciler öğretmenin bataryasını çıkarmaya çalışmış. Öğretmen de karşı koyup çocuğun kolunu yakalamış. ‘Sapiense ölüm’ deyip duruyor.”
Yurday Yalçınkaya N°5 / Kış, Öykü
Nâr Önce Ablamı Uğurlarken Sonra

Güneş ışınlarının yansıdığı okul binası, kristal bir fanus gibi parlıyordu. Okulun tepesindeki dev panoda yanıp sönen kocaman harflerle “GELECEK GELDİ!” yazıyordu. Bina dışarıdan bir teknoloji marketini andırıyordu.

İsmet Bey, otomatik pilotun “Varış noktasına ulaştınız. Hedefiniz soldadır.” komutunu duyduğunda hâlâ söyleniyordu. “Bu nasıl iş Heves, anlamış değilim. Bu kaçıncı ya? Eşek yükü para veriyorum buraya. Bir çocuğa bakamayacaklarsa, her şikâyette işimi gücümü bırakıp geleceksem ne boka yararlar?”

Heves Hanım, arabanın ön camındaki dijital aynadan rujunu tazelerken kocasının huyuna gitmeye çalışarak “Haklısın şekerim. Para kolay kazanılmıyor. Beceremiyorlarsa yapmasınlar canım bu işi.” dedi. İsmet Bey, hızlı adımlarla müdürün odasına doğru giderken Heves Hanım sürüklenircesine ona yetişmeye çalışıyordu. İkisi de ardı ardına müdürün kapısını çalmadan paldır küldür odaya girdiler.

Masasındaki saydam dijital ekranda çalışan Müdür Bey, başparmağı ve işaret parmağı ile küçük bir sineği yakalamış gibi eli havada kalakaldı. “Bu nedir böyle, söyler misiniz Salih Bey? Öğretmen bütün sınıfın içinde benim çocuğuma nasıl ‘akılsız Sapiens’ der? Biz çocuğumuza hakaret edin diye mi para veriyoruz size? Ben zaten çocuğuma istediğim zaman hakaret ediyorum. Bunun için size para vermeme gerek yok yani.”

Bu alaycılığı duymazdan gelen Salih Bey; ağzı kulaklarında, koca göbeğini kurtarmak için sandalyesini geriye kaydırıp ayağa kalktı. Eliyle masanın yanındaki koltukları işaret ederek; “Hoş geldiniz İsmet Bey! Buyurun buyurun, şöyle oturun. Heves Hanım rica ederim ayakta kalmayın. Oturun. Mesele neyse hemen çözeriz. Olacak iş değil! Akıl küpü Feza’mıza söylenecek laf mı?”

İsmet Bey bir çuval gibi koltuğa bıraktı kendini. Hâlâ söyleniyordu. “İşim gücüm var benim. Ben böyle boş işlerle uğraşacak adam değilim.” Heves Hanım ise koltuğun ucuna ilişerek bacak bacak üstüne attı. Yerine oturan Salih Bey genişçe gülümseyerek “Ne içersiniz? Birer galaksi kahve söylüyorum.” dedi. Yakasının kenarındaki fanın rüzgârıyla uçuşan saçlarını düzelten Heves Hanım “Benimki yıldız tozlu lütfen. İsmet Bey çok şekerli içer.” dedi. Salih Bey, önündeki ekrandan kahve logolarına dokunarak üç kahve söyledi.

Kahvesinden deneysel bir ses çıkararak genişçe bir yudum alan İsmet Bey “Bakın Salih Bey, biz ilk kayda geldiğimizde bize ‘Bundan sonra çocuğunuzu düşünmeniz gerekmeyecek. Biz size çağımızın bilim insanlarını yetiştireceğiz. Tüm teknolojik imkânlarımızla zekâlarını açacağız, bilgiyi öğrenmeyecekler adeta özümseyecekler.’ demediniz mi? Şimdi, geldiğimiz noktada benim çocuğum nasıl geri zekâlı oldu? Üstelik bunun için bir sürü de para verdim.” dedi.

Salih Bey, boynunu öne doğru eğip dirseklerini masaya dayadı. İki elini dua eder gibi yapıştırmıştı. “Estağfurullah efendim. Canım Feza’mız hiç geri zekâlı olur mu? Çok haklısınız efendim. Ben yaşananlardan dolayı, değerli zamanınızı çaldığımız için çok özür dilerim. Anlaşılan küçük bir teknik sorun olmuş.”

İsmet Bey kahvesini boğazına dökerek fincanı masaya bıraktı. “Ne teknik sorunu Salih Bey? Ben koca fabrika yönetiyorum. Küçücük çocukları bile idare edemeyecekseniz kapatın gidin. Hem bizim Deniz Hanım’a ne oldu? O neden girmiyor derslere?”

Kolundaki ekrandan kafasını kaldırıp dünyaya şimdi gelmiş gibi etrafına bakan Heves Hanım, eşini destekleyerek “Kapatın gidin canım. Sahi Deniz Hanım’ı yavrucuğumuz pek severdi. Nerede kendisi?”

Salih Bey neredeyse mancınıkla kendini göğe fırlatacakmış gibi gerinerek koltuğuna iyice yaslandı. “Deniz Hanım mı kaldı İsmet Bey? Kendisi dizel arabalar zamanından kalmıştı.” İşaret parmağını önündeki dijital ekrana birkaç kez vurarak “Biz burada geleceğin eğitimini veriyoruz. Boşuna demiyoruz ‘Gelecek geldi.’ diye.” Salih Bey konuşurken ağzındaki tüm porselen dişleri özenle göstermeye gayret ediyordu. Neredeyse boyasız bir palyaço gibi görünüyordu. “İsmet Beyciğim, şimdi yazılım mühendisimiz Gamze Hanım’ı çağırıyorum. Sorun neymiş öğreniriz. Çözeceğimizden hiç şüpheniz olmasın.”

Önündeki ekrana birkaç kez dokundu. Ekranda Gamze Hanım belirince “Gamze Hanım, hemen odama gelir misiniz? Acil lütfen.” dedi. Gamze Hanım kapıdan içeri girdiğinde Heves Hanım’ın dikkatini çekmişti. Gözü, yüzündeki akıllı gözlüğe takılmıştı. Ayağa kalkıp ona doğru yaklaştı. “Ay şekerim, ne zamandır ben de istiyorum bu gözlüklerden. Zihin okuma ile komut alıyor değil mi?”

Gamze Hanım, Heves Hanım’a gülümseyerek “Evet efendim.” dedi. Salih Bey, araya girerek “Gamze Hanım, İsmet Bey, Feza İleri’nin velisi. Derste öğretmen, canım Feza’mıza ‘aptal Sapiens’ demiş. Öğretmenlerimizde hakaret modu diye bir şey yok diye biliyorum. Nedir sorun?”

Gamze Hanım bir iki adım öne atarak Müdür Bey’e yanaştı. “Efendim, dersle ilgili kayıtları anlık olarak inceledim. Öğretmenimiz bunu çocuklardan öğrenmiş. Biliyorsunuz öğretmenlerimiz ‘öğrenebilir yüksek yapay zekâ’ ile donatıldı. Çocuklar dersi kaynatmak için sürekli öğretmene hakaret ediyorlarmış. Öğretmen de aynı iletişim yoluyla cevap vermiş efendim.”

İsmet Bey bunu duyunca ellerini koltuğun kenarına vurarak ayağa kalktı. “Ne demek çocuğum hakaret ediyormuş da öğretmen de çocuklardan öğrenmiş de cevap vermişmiş? Salih Bey, Allah aşkına nedir bu rezillik? Bu mudur geleceğin eğitimi? Biz çocuğumuza ders verin diye getiriyoruz okula, meğer çocuğumuz ders veriyormuş.” dedi.

Salih Bey alnındaki terleri eliyle silerken ayağa kalktı. “Aman efendim, olur mu öyle şey? Hemen çözeriz sorunu. Değil mi Gamze Hanım?” dedi. Bir yandan da Gamze Hanım’a kaş göz hareketiyle İsmet Bey’i sakinleştirmesi için işaret ediyordu. Gamze Hanım, İsmet Bey’e dönerek “Efendim bir iki kodla bu sorunu çözeriz. Müsterih olun lütfen. Çözülmeyecek bir şey değil.” dedi.

Heves Hanım gözünü Gamze Hanım’ın gözlüğünden ayırmayarak “Bir iki kodla çözülürmüş İsmet. Asabını bozma lütfen. Gamze Hanım hemen çözer.” dedi. Sözcükleri yayara “Çözersiniz değil mi Gamze Hanım?” dedi. Heves Hanım’ın ortamı yumuşatmasına sevinerek, “Tabii, çözerim efendim.” dedi.

İsmet Bey pek ikna olmasa da bunlarla zaman kaybetmek istemiyordu. Geldiğinden beri aklında şirketteki toplantısı vardı. Salih Bey’e dönerek “Neyse… Madem buraya kadar geldik, okul taksitini de ödeyip öyle gidelim.” dedi. Parmağındaki alyansı ödeme için müdüre doğru uzattığı sırada kapı bir büyük bir gürültüyle açıldı. Nefes almakta zorlanan Teknisyen Gökhan içeri girdi. “Hocam, çok affedersiniz rahatsız ediyorum. Hemen gelmeniz lazım. Gamze Hanım, siz de lütfen.”

Salih Bey bu hadsizliğe çok kızsa da bozuntuya vermedi. Palyaço gülümsemesiyle “Neler oluyor Gökhan Bey? Kapı çalmak âdeti de mi kalktı? Bu ne acele?” dedi. Gökhan, bir eli kapının kolunda koşmaya hazır bekliyordu. “Hocam, Einstein sınıfında öğrenciler öğretmenin bataryasını çıkarmaya çalışmış. Öğretmen de karşı koyup çocuğun kolunu yakalamış. ‘Sapiense ölüm.’ deyip duruyor.”

Salih Bey bunu duyunca yüzündeki gülümsemesi beyaza kesti. Koltuğunu geriye atarak sınıfa doğru koşmaya başladı. Arkasından da Gökhan ve Gamze Hanım ona yetişmeye çalışıyorlardı. İsmet Bey ödeme yapmak için kaldırdığı eli hâlâ havada, Heves Hanım’a dönerek “Heves, bizim çocuk Einstein’da değil miydi?” dedi.

 


Önce Sonra

keyboard_arrow_up