Direniş, yalnızca bir karşı koyuşu değil, bir varoluş biçimini de anlatır. Her zaman yüksek sesle gerçekleşmez; bazen bir insanın kendisi olarak kalabilmesinde, bazen unutmayı reddeden bir hafızada, bazen de karanlığa rağmen söylenen bir cümlede hayat bulur.
İnsan, yaşamı boyunca türlü baskılarla, kayıplarla, eksilmelerle ve kırılmalarla karşılaşır. Kimi zaman dünyaya, kimi zaman zamana, kimi zaman da kendi içindeki karanlığa karşı direnmek zorunda kalır. Bu nedenle direniş yalnızca toplumsal bir eylem değil, aynı zamanda bireysel bir yolculuktur. Vazgeçmemek, yeniden başlamak, umudu korumak ve sesini kaybetmemek de direnişin farklı biçimleridir.
Kulta’nın altıncı sayısında “Direnç” temasının izini sürüyoruz. Şiirden öyküye, denemeden sanata uzanan bu yolculukta; insanın ayakta kalma çabasını, itirazını, sabrını ve yeniden kurma gücünü araştırıyoruz. Çünkü bazen en güçlü direniş, yalnızca var olmaya devam etmektir.
Bu sayıda yer alan metinler ve eserler, farklı seslerden yükselse de ortak bir sorunun etrafında buluşuyor: İnsan, kendisini ve dünyayı değiştiren güçlere karşı nasıl ayakta kalır? Bu sorunun kesin bir cevabı olmayabilir; ancak her direniş, içinde yeni bir hikâyenin başlangıcını taşır.
Sonrası şiir, gerisi hikâye…