sen beni sev diye bir keşişle kesişti yolum
ki papaz olduğunu kendisinin
alem-i rüyada değil günah çıkarırken
kerem ile aslı’yı okurken öğrendim.
çünkü düşürmeyecek kadar yolumu bir manastıra
müslüman olarak uyandım her sabaha.
sen beni sev diye büyük gaflete düştüm.
attan düşenlere imrendim çünkü ruhları sağlam
bir boşluktaydım tek başıma dolduramadığım
içimde kırmızı bir halı serili benimle yürürsen
Bakara,Âl-i İmran,Vâkıa bir de güllerin efendisi
-dalında bir diken olsaydım seni koruyan-
seven sevdiğine sevdiğini söylesin demedi mi?
sen beni sev diye müjdemi istedim
muştumu ya da daha havalı.
elinle koymuş gibi beni bul istedim
bu yüzden hep kendimi kaybettim.
ne sevindim ne de bulundum
sevmiş bulundum seni o bi’dursun şuramda.
Anna Karenina, Emma, güzelim Annabel Lee ve Mona Roza
fazla geldim dördüncü olarak
oysa hep aranırdım bu oyunda.
bütün kahveler kapansın dizilsin kitaplar ıstakalara.
sen beni sev diye ıskartaya çıkardım kendimi
değerimden azaldı geçen üç yıl boyunca
salı pazarında sona kaldım bazen alanım çıkmadı
hava kararınca gelen baba çocuğuna beni almasın.
tezgâhta çürüsem de kimse fakir olmasın
bazen bir mezatta satıyorum satıyorum saaat…
satılmadım üstelik elinizde patladım.
sen beni sev diye hayal bile kurmadım
çünkü düşmesin suya ve barajlar da kurusun
çöle kesti Kerbela unutursam yanarım
yüzüm düştü bir kez yere mutluluk artık kaf dağı
bir sen sıcaksın içimde dışarısı hep kutup
döneceksen dizim gibi acıya da razıyım.
sen beni sev diye kuru bir daldan düştüm.
bilseydim ağlardım yağmayacağını rahmetin.
yağmadı ağlamadım çünkü hâlim daha beter.
çıkıp birkaç basamak atlayarak zemine
bir trapezci gibi artistliğim kendime.
kalan sağlar sizindir kabilinden,
tüm kalbi açlara sevgimi ısmarladım.
giderayak belki doyarlar diye.
sen beni sev diye böcekleri ezmedim.
her gece uyanıp mütemadiyen saat iki sularında
yavrularını bırakacak kadar kapının deliğine
odamı kolaçan eden hamam kaçkını
yeter korkuttuğun ki geceleri banyosu yapılmayan çocukların
annelerinin korkusunu taşıdım yüreğimde.
seninki ne ki yine de terk etme bu evi.
sen beni sev diye biber ve patlıcan kuruttum.
yazın yaptığım tek uğraştı annemle yarıştım.
bununla övünmekle utandım annemle tartıştım.
kışa hazırlanan tek canlı biz miydik anneme sordum.
çok ayı var dedi sorma annemle gülüştüm.
dedim anne ayılar kışın uyur bundan bize ne
dedi konu kış değil mi ne fark eder ki
dedi istersen bu konuyu burada kapatalım
dedim tamam zaten dolma sevmem ki.
sen beni sev diye huzurumu kaçırdım
kaçıranı oldum kendimin, arayıp bizzat kendimi
teslim ettim huzuru çünkü seninle takastı.
açıp haritayı önüme pusulamı da çıkarıp
bulmak isterken seni okyanusu boyladım.
içimdeki kuş öldü tüm sapanlar kırılsın
konmadıysa bahçene sapanları geri yapın.
sen beni sev diye uykularımı bölmedim
es geçtiğim iki rekâtın mahcubiyet hissiyle
güne uyandım birçok kez yüzüm solgun ve kızarık
görmek isterken seni gözlerimi kapatıp
bitirmedim rüyamı ve fazla ağır sol omzum.
yazmakta pek mahir bir melekle yarıştım.
sen beni sev diye hep mat ettim kendimi
kaybedeceğimi bile bile girdiğim bu savaşta
kolu kopmuş bir savaşçı gibi tutamadım elini.
uhud’da dinlemeyenler peygamberin sözünü
sapladılar okları bağrımızda hep yara.
çünkü düşmandan ötedir hükme boyun eğmeyen
düştü Allah’ın aslanı, dağlandı ciğerler.
sen beni sev diye hafifleştim gitgide
nefesini saklayan bir balondum çünkü sönmedim
yukarılara meylettim tutan yokken ipimden
görüp seni aşağıda patlattım kendimi.
sen beni sev diye karınca yuvası olduk, dağıldık!
izdihamda ayrıldık parmaklarımız hep boşluk
birleşirler belki diye kendi aralarında
kaldıramadığım yükleri yığarak aslında kapına
bir dağ yarattım onlardan acil aşmamız lazım.
sen beni sev diye seni sevdiğimi söyledim
bir çaput olup dalda bağlı kalmak istedim
dönmen için yeniden tam üç bahar bekledim
çiçeklerle söyleştim, papatyayla dertleştim
koparılmasın diye yaprağı hiç oralara girmedim.
kaç âşık saydım bekleyen, kaç sevgili dönmeyen
kaçıncıydım içlerinde hiç ama hiç bilmedim.
sen beni sev diye hep boş bıraktım kalbimi
küçülüp sığdım birazına, su serptim yarasına
sana ayırdım fazlasını doldurursan ne âlâ.
üç yanlışa varmadan ikide sabit kalarak
tek doğrumsun gitme kal bilemezsem çok fena.