Latife Tekin’in 1983 yılında edebiyat dünyasına kazandırdığı Sevgili Arsız Ölüm, sadece bir dönem romanı değil; köklerinden kopan bireyin modern dünya içindeki varoluş mücadelesinin zamansız bir anlatısıdır. Aile şehre sadece bedenlerini getirmiş; ruhlarını, korkularını ve cinlerini ise bavullarında taşımıştır. Günümüzde de benzer bir durum söz konusudur: Modern birey, küresel kültüre dahil olurken kendi yerel değerleri ve travmalarıyla sürekli bir çatışma halindedir. Tekin’in romanı, bu çatışmanın tam ortasında yükselen ‘arsız’ bir yaşam enerjisinin hikayesidir. Tam da burada bu kelimeyi karşılayacak karakterin Dirmit olduğunu söylemeliyim. 1983’ten 2026’ya direncin arsızlık kelimesiyle yer değiştirme sebebinin kadın karakterler üzerinden yorumlanıyor olması şaşılmayacak bir şey doğrusu…
Dirmit’in direnci bir yaratıcı hayatta kalma pratiğidir. Dirmit, 1983’ün en güçlü kadın figürlerinden biridir çünkü onun direnci kaba bir reddediş değil, estetik ve entelektüel bir dönüştürme çabasıdır. Dirmit’in rüzgarla, suyla veya bir saksı çiçeğiyle konuşması, günümüzün betonlaşan dünyasında doğaya duyulan özlemin ilk işaretleridir. Dirmit, çevresindeki dilsiz nesnelere can vererek yalnızlığını bir üretim alanına dönüştürür. Ailenin okuma yasağına karşı gizlice defter tutması, şiire ve müziğe yönelmesi, baskıcı otoritelerin bilgi üzerindeki sansürünün delme girişimidir. Ne kadar da tanıdık bir yaklaşım! Günümüzde her türlü kısıtlamaya rağmen İnternet ve sosyal medya aracılığıyla sesini duyurmaya çalışan kadınların direnciyle paralellik göstermiyor mu?
Kitabın başlığındaki ‘arsızlık’, Tekin tarafından olumsuz bir vasıf olarak değil; Atiye’nin ve Dirmit’in yaşam, ölüm ve baskı karşısındaki inatları olarak vurgulanmıştır. Dirmit’in her dayaktan sonra dışarı çıkması, her yasaktan sonra yeni bir hayal kurması ‘yaşama arsızlığıdır’.
Günümüzde tükenmişlik yaşayan modern birey için Dirmit’in bu tükenmez enerjisi, sistemin dışına çıkabilmek için gerekli olan o ‘yaratıcı deliliği’ temsil eder.
Sonuç olarak; Latife Tekin, Dirmit karakteriyle bize 43 yıl önce boyun eğmeyen bir ruhun portresini çizer. Bu karakter tüm engellere rağmen kendi yolunu çizme iradesini göstermiştir. Ayrıca insanın hayal gücünün en karanlık ve baskıcı ortamlarda bile bir çıkış yolu bulabileceğinin kanıtıdır. O günden bugüne toplum tarafından ‘delilik’ veya ‘arsızlık’ olarak yaftalanan fakat yaşamın her alanında inadıyla yaşama tutunan; göçün, savaşın,mücadelenin ‘direnç çiçekleri’nin, aslında yaşamın her alanında yeşermeye devam eden özgün ve özgür bir dil olduğunu bizlere yeniden hatırlatmaktadır. Çok şey değişmiş çok şey de geçmemiş olabilir! Arsızlık hariç.