İnsan yalnızdı, yolunu kaybetmekten korktuğu için çadırın altında toplananlara katıldı. Orada kimse kimseyi dinlemiyor ama aynı şarkıyı söylüyorlardı. Dışarısı soğuk ve ıssız olsa da onların varlığı sıcak bir nefes gibiydi. Biri ayrılsa üşürlerdi. Biri fikir değiştirse küserlerdi. Sadıktılar, çünkü düşünmek zorunda değillerdi.
İnsan çadırın içinde yankılanan gürültüden kurtulmak istedi. Diğerleri fazla sıcak, fazla iç içeydi. Kendi sesini duyamadığı için rahatsızlık hissetmişti. İçinde birbirini kovalayan baskın fikirlere yabancılaştı ve onları terk etmek için bir karar vermek zorunda olduğunu fark etti.
Başını avucuna alıp düşünmeyi denedi. Bitmeyen bir çılgınlıktı bu. Düşündükçe açılan eşiklerin içinden atladı. Çadırdakilere seslendi ama onlar bulundukları yerden memnundu. Hem eşikler de tek kişilikti.
Eşikleri atladıkça geniş ovalarla karşılaştı. Koştukça daha çok genişleyen alanların ortasında buldu kendini. Yürüyor, koşuyor, hoplayıp zıplıyor ama yorulmuyordu. Artık varacak bir yer olmadığına emin olduğunda durdu ve çevresinde tam bir tur döndü. ‘Olmam gereken yerdeyim,’ diye düşündü. Gideceğim bir yer yok, varacağım kesin değil. Dönmekten yorulduğunda yeniden eliyle başını tuttu. Düşüyorum sanki, dedi. Oysa sadece düşünüyordu.
Tepelere uzanıp kainatı seyredeyim, dedi. Bir kısmına bakabildi yalnızca. Baktığı yerde görmediklerinin varlığı kanıtlanıyor gibiydi. İnsan o an isme sahip olmadığını anladı ve bir isim almak istedi. Ayrıksı, özgür, doğal, serbest. Sonra doğru kelimeyi anımsadı ve şöyle söyledi: Eksik.