menu Menu
Birkaç Gecelik
Bu kadar zaman kaç kez öldüğünü bilseler vururlar beni, neredeydik bugüne kadar, hangi hayat parçaladı bizi bir araya gelmeden, vurgun bir gece, vurgun bir sabah herhangi birimizin herhangi bir anlığına.
Nejdet Şeker N°4 / Kusur, Şiir
Günter Eich: Bir Yazın Sonu Önce Şebnem'e Mektup Sonra

gördükleri yaşadıkları değildi, kendinden önce gördükleri de değildi

anladı

şarkı diye tutturdu bu aralar, duyduğu her melodinin yeni olduğunun farkına vardıkça yeni şarkılar istedi, ya da her melodinin yeni olduğunu sanıyordu, her yeni şarkıda benden bir şeyler eksilmeye başlamıştı, güneş ve düş arasında kalır gibi dururken sayıkladım.

sus! sakın bir daha ölüm şarkısı söyleme, hep öldüm hep öldük, hiç değilse şarkılarda yaşasak, hiç değilse şarkılarla yaşasak

susmak ya da susturulmanın ötesindeydi bu çıkışı, ilk kez böyle baktığını görüyorum, dahası bana baktığını ilk kez görüyordum, sanırım bu onu ilk görüşümdü, ilk düşüşümdü gözlerine, sarılırken koca bir dağ gibi duruyordu ama ellerimden tutması bile içinin ne kadar çok acıdığını anlamak için yeterliydi.

– kim kırdı dişini

– doğduğumda kırıkmış zaten

– elini kim kesti

– belki sen, belki de ben

– adını kim koydu

– benim adım yok

Bunca kargaşa ve izdihamın içerisinde ya susup onu dinleyecektim ya durup kendimi izleyecektim kendimi kaybedecek kadar.

– bugün günlerden ne?

– günlerden (…) kıyamet günü

acının doğduğu toprakları görmedi ama bu kadar acıyı evinin küçük odasında nasıl barındırabildiğini, hepsini o koca yüreğinde nasıl saklayabildiğini ve bugünün kıyamet günü olduğunu söylerken yüzünde beliren umudun rengini nasıl taşıyabildiğini anlamak için çok çaba harcamama gerek kalmadı.

– babanın adını niye unuttun

– babam kim?

– bak hatırlamıyorsun işte

kimi niye unuttuğumu bilmiyorum ancak unutmadığım şu var ki insan olabilmek gibi bir niyet içine giren varlıklardan bir gün bu yapılanların hesabı tek tek sorulacak ve siz şimdi hesap sormayanlar, sizi temin ederim ki bu hesaba dahil edileceksiniz.

bana mı söylüyordu kendini mi kastediyordu anlayamadım pek ama anlamak için de dinlemek gerekmiyordu, çünkü gözleri dilleniyordu her baktığımda.

– neyin var

– her şeyimi kaybettim

– hayır, ben iyi olup olmadığın anlamında sormuştum

– sen dahil her şeyimi kaybettim

benden kasıt bu kadar ihanet ve zulüm içerisinde her şeyi seyretmeyi yeğleyen diğer insanlardı ve açık açık söylediği her şey tarihte derin bir yara olarak kalacaktı.

– hatırlıyorum da ben öldüğümde

– sen öldüğünde mi, kendi ölümünü hatırlamak mı?

evet ben öldüğümde ve hatırladığım bir ölüm, daha kaç gün oldu ki zaten, yaşamayı beceremediğimiz yeryüzünde bu kadar kadın, çocuk, hayvan, ağaç öldürülüyorken ya da daha açık bir haliyle katlediliyorken benim yaşamam doğru olmazdı, ölmemin yanlış olduğu gibi.

sustu, sustum, sustuk

Aslında ben kaçmak için ölmedim sizden önce ama yine de beni öldürenler bana niye öldüğümü sormasın.

– uçurtma uçuralım mı?

– benim hiç uçurtmam olmadı ki

– uçurtmanım, uçurtmamsın

anladım ve ağladım

bu kadar zaman kaç kez öldüğünü bilseler vururlar beni, neredeydik bugüne kadar, hangi hayat parçaladı bizi bir araya gelmeden, vurgun bir gece, vurgun bir sabah herhangi birimizin herhangi bir anlığına.

– köşeyi dönelim

– hangi köşeyi

– dünyanın köşesini

doğduğumuzdan beri bizi var eden rüzgârın ve güneşin üstüne binlerce yeminim olsun ki biz kardeşiz, hep kardeş.

– hadi şarkı söyle

– olur

– ama kendi dilinde olsun

– o da olur

– içinde ölüm olmasın

– içinde ölüm olmayan şarkı yazmazlar ki dilimde

anladı ve ağladı

ve ölüm yazılı bütün şarkıların her satırının üstüne yeminim olsun ki

ve kardeşimin üstüne yeminim olsun ki

biz kardeşiz.

me famkir û vé caré em tevde girîyan


Önce Sonra

keyboard_arrow_up