menu Menu

Ceren Ceran’ın Tercih’inde Gitmenin İmkânı ve Kadın Sesinin Tazeliği

Ceren Ceran, henüz edebiyatında kalıcı bir biçem oluşturma aşamasında. Tercih, bu yolculuğun erken ama güçlü bir durağı.

Ceren Ceran, henüz edebiyatında kalıcı bir biçem oluşturma aşamasında. Tercih, bu yolculuğun erken ama güçlü bir durağı.

Ceren Ceran’ın yeni romanı Tercih[1], “gidebilen, gidemeyen, gitmenin bir ihtimal olduğunu dahi bilmeyen tüm kız kardeşlere” adanmış bir hikâyeyle açılır. Bu cümle romanın tematik omurgasını kurar: kadınların “gitmek”le, yani kendi kaderini belirlemekle, özgürleşmekle olan imtihanı. Roman boyunca bu imtihan iki farklı kadın karakterin hayatında yankılanır — Ceylan ve Asiye. Biri kalır, biri gider; biri itaat eder, diğeri direnir. Ceren Ceran, iki kadının iç sesinden çağdaş Türkiye’nin kadınlık deneyimini, aile baskısını ve özgürlük arayışını anlatır.

Gitmenin ve Kalmanın Hikâyesi

Ceylan’ın hikâyesi bir evin dar penceresinde başlar. Üniversiteye gidebilecekken, annesinin görünüşte sevgi dolu ama aslında denetleyici kaygılarıyla memlekette kalır. “Boğaz derdi” gibi gündelik bir bahanenin ardında kuşaklar boyu aktarılan bir korku gizlidir: kadının dışarıya çıkmasının, kendi yoluna gitmesinin tehlikeli olduğu inancı.
Asiye ise Ceylan’ın gölgesidir belki; o gider, ama gidişin de sancılı olduğunu öğrenir. Özgürlük, kolay taşınan bir valiz değildir; otobüs biletinin ardında suçluluk, endişe, yalnızlık vardır. Ceylan ve Asiye’nin hikâyeleri birbirini tamamlar: biri gidemeyerek, diğeri giderek aynı zinciri gösterir. Romanın bu iki eksenli yapısı, Ceren Ceran’ın kadın deneyimini çok yönlü ele alışının göstergesidir. Tercih, toplumsal bir meseleyi bireysel duyguların içinden geçirerek anlatır ne slogan atar ne de susar.

Annelik, Suçluluk ve Kadınlık Zinciri

Romanın merkezinde anne-kız ilişkisi yer alır. Anneler, sevgileriyle zincir vurur; kızlar, itaatsizlikleriyle o zinciri gevşetmeye çalışır. Ceren Ceran, bu ilişkiyi ne tek taraflı bir öfkeyle ne de romantik bir bağışlamayla anlatır. Annelik hem sevginin hem tahakkümün kaynağıdır. Ceylan’ın annesi, kızını “korumak” isterken onun hayatını belirler; Asiye’nin annesi, gitmesine izin verir ama kendi suçluluğuyla gölgeler.

Romanın hemen her sayfasında “normal” olma “uyumlu” olma baskısının izleri vardır:  “annesi normal , babası normal , evleri normal, maddi durumları normal, okuldaki durumu normal, güzellliği, becerileri normal”. Ceylan’ın annesi, komşular, arkadaş çevresi — herkesin ağzında aynı sözcük: “uyum.” Uyumlu bir kız, uslu bir öğrenci, terbiyeli bir evlat olmak… Ceylan, toplumun çizdiği bu sınırları içselleştirmiştir ama artık nefes alamadığını hisseder. Ceran burada çok ince bir çizgide yürür: karakterini bir başkaldırı kahramanı yapmaz; onun iç dünyasında “uyum”un çöküşünü gösterir.

Ceylan’ın iç sesi roman boyunca şu cümleyle yankılanır: “Olgun insanlar bağırmaz, terk etmez, gitmez.” Bu tekrar, romanın politik damarını besler. “Olgunluk” burada kadınlara biçilen bir itaat biçimidir. Ceylan’ın en büyük korkusu “ayıp olmak” tır; Asiye’nin en büyük arzusu “ayıp olmamak için yaşamamak.” Ceran, bu iki kadını karşıt kutuplar olarak değil, aynı zincirin iki halkası olarak kurar. Asiye gitmeyi seçtiğinde bile suçluluk duyar; Ceylan kalırken özgürleşmenin mümkün olmadığını sezer. Romanın başlığı Tercih, tam da bu paradoksu ima eder: Gerçek bir tercih var mıdır, yoksa her seçim önceden ezberletilmiş midir?

Yemek, Aile: Gündeliğin Tuzakları

Ceran, büyük semboller kurmak yerine, gündelik ayrıntılarla toplumsal baskıyı gösterir: kahvaltı masasındaki sessizlik, annenin “kız kısmı dikkat eder” sözü, akşam televizyonda izlenen diziler. Bu küçük anlar, romanın asıl sert eleştirisidir. Yazarın yeni bir kalem oluşu, bu sahnelerde hissedilir bir tazelik yaratır.

Ceren Ceran, kadınların gündelik yaşamdaki rollerini simgesel eylemlerle anlatır. Yemek pişirmek, masa kurmak, ailece oturmak, huzurlu görünmek… Bunların her biri kadınlık sınavıdır. Hepsi kadınların toplum içindeki yerini yeniden üreten ritüellerdir. Ceylan’ın annesiyle geçen sahnelerde bu görülür: sofralar hep kurulur, ama kimse doymuş hissetmez.

Ceylan bir yerde şöyle der:

“Annemin elinden çıkan her yemekte biraz suç vardı. Yiyordum, doymuyordum. Belki aç olduğum şey yemek değildi.”

Bu satırlarda hem anne-kız ilişkisi hem de bastırılmış duyguların bedensel bir biçimde dile gelişi vardır. Ceran’ın dili burada kısa, ritmik, hafif yankılı.
Yazarın gençliği, bu tür sezgisel imgelerde belirginleşir; dil bazen ölçüsüz bir duygu taşkınlığına yaklaşır öte yandan bu dil hiçbir zaman sahiciliğini kaybetmez.

Neşe ve Eğlence, Huzur Kavramlarını Sorgulamak

Ceren Ceran, Tercih’te yalnızca gitmek ve kalmak arasındaki çatışmayı değil, “normal”in arkasındaki boşluğu anlatır. Romanın asıl gücü, büyük olaylarda değil, sıradanlığın içindeki yarıklardadır. “Eğlenmek”, “huzur”, “uyum” gibi kavramların altı kazındıkça okur fark eder: Biz mutlu görünmeyi öğrenmişiz, ama gerçekten mutlu olmayı değil. “Huzur” sözcüğü romanda ironik bir yankı gibidir. Herkes huzurlu görünür ama içeride biriken öfke çoktan çürümeye başlamıştır. Ceren Ceran’ın dili bu ironiyi taşır: sade ama keskin, yumuşak ama altı acıtır.

Ceran’ın romanında “eğlence” bir mutluluk değil, bir mecburiyet hâlindedir. Asiye’nin   ya da Ceylan’ın katıldığı “eğlence”ler hepsi sahte bir neşeyle örülmüştür. Kahkahalar gürültülüdür ama içi boştur. Romanın bu bölümlerinde anlatıcı, neredeyse alaycı bir tonda konuşur. Bir sahnede şöyle der:

“Herkes gülüyordu, ben de gülüyorum. Kahkaham biraz geç kaldı ama kimse fark etmedi. Belki de herkesinki biraz geç kalmıştı.”

Bu cümle, romanın neşeye bakışını özetler: Neşe bir ezberdir.
Kadınlardan beklenen şey, başkalarının yanında “iyi hissetmek”, “pozitif olmak”tır. Ceylan bu sahte neşeye dahil olmaya çalıştıkça yabancılaşır. Ceran burada hem toplumsal normları hem de sosyal medyanın dayattığı “mutlu kadın” imgesini sorgular. “Huzur bana hapishane gibi geliyor’’ ya da “Huzurla her zaman huzur bulamıyor insan, yazık. Huzur bazan beni boğuyor. Huzur ne kadar temiz , berrak, dingin olursa olsun bilmediğim için tekinsiz gelen bir göl gibi.” huzur tanımlamalarını da alaşağı eder.

Kural, Uyum ve “Olgun İnsan” Mitinin Yıkımı

Romanın bir başka katmanı, olgunluk ve uyum kavramlarını irdelediği bölümlerdir. Ceylan sık sık kendine “Olgun insanlar bağırmaz, gitmez, terk etmez” der. Bu tekrar, aslında toplumsal terbiyenin içselleşmiş sesidir. Ceran, bu sesi didik didik eder.
Asiye’nin gidişi ise bu mitin ters yüz edilmesidir: olgun olmak değil, cesur olmak önemlidir.

Yazar, “kural bozmak” temasını açıkça romantikleştirmez. Asiye’nin gidişi de sancılıdır, Ceylan’ın kalışı da. Ama her iki karakter de artık “kural”ın ne olduğunu sormaya başlar. Romanın politik derinliği tam burada belirir: itaatin yerini sorgulama alır.

Romanın en özgün bölümlerinden biri olan “Bacak”ta, anlatıcı bir anda Ceylan’ın kendi bacaklarına dönüşür:

“Ben Ceylan’ın gidemeyen bacaklarıyım.”

Bu cesur anlatıcı tercihi, yazarın sezgisel yaratıcılığını gösterir. Kadın bedeni burada hem hapsin hem hareketin simgesidir. “Bacak” konuşur, çünkü söz artık aklın değil, bedensel arzunun ve özgürlük isteğinin hakkıdır.

Bitiş: Sessizlikteki Farkındalık

Romanın son sayfaları sessiz ama derindir. Ceylan anlatıcı konumunda kalır, ancak artık kendi iç sesini tanıyordur. Finaldeki kısa bölümde şöyle der:

“Annemin sesi mutfaktan geliyor yine. ‘Kahvaltını etmeden çıkma!’ diyor.
Pencereye bakıyorum, gökyüzü açık. Belki bugün giderim, diyorum içimden.
Belki de yarın. Ya da hiç. Ama bu defa gitmemek benim kararım olacak.”

Bu birkaç cümle romanın bütün duygusal gerilimini özetler. Sözdizimi son derece sade; kısa, kesik, içe dönük cümlelerle yazılmıştır. “Belki” sözcüğünün yinelenişi hem kararsızlığı hem de yeni bir bilinç hâlini taşır. Ceylan artık kendi eylemsizliğini fark eden, onu sahiplenen bir özneye dönüşür.

Ceren Ceran romanını büyük bir çözülmeyle değil, küçük bir fark edişle bitirir. Gitmemek, artık edilgenlik değil bilinçtir. Bu yüzden Tercih’in finali, sessiz ama olgun bir uyanıştır.

“Belki de romanın asıl cümlesi, en başta söylenen o ‘gecikmiş kahkaha’dır:
Biz hep gülüyoruz, ama biraz geç kalıyoruz.”

Yazarın Görünürlüğü: Romanın Kendini Açığa Vuruşu

Romanın bazı bölümlerinde, okur birden anlatıdan çıktığını hisseder. Anlatıcı sesi bir karaktere değil, doğrudan yazara aitmiş gibi gelir. Bu durum, kimi eleştirmenlerin zayıflık olarak görebileceği bir özelliktir.   Ceren Ceran kendini saklamaz. Bazen bir cümle, karakterden çok yazarın kendi sorgusunu taşır. Örneğin:

“Kuralı kim koydu, ben mi unuttum, yoksa hepimiz mi ezberledik?”

Bu cümle, hem karakterin hem yazarın iç sesi gibidir. Romanın bu özelliği —yazarın kendini saklayamaması— bazı okurlarda “romandan çıkma hissi” yaratabilir. Ceran, “yazarın kaybolduğu” bir roman değil, yazarın görünmeyi göze aldığı bir metin yazmıştır.

“Sevgiyle kurulan yuvalar da bir süre sonra geçim dertlerine yenilmiş. Böyle yuvalarda doğan çocuklar bir süre sonra toplumu oluşturuyor. Gelişmemiş ülkelerde toplum kalitesi de insan kalitesi de böyle böyle iyileşmiyor belki.” diye başlayan cümle mesela…

Bu tür cümleler romanı bir anda deneme tonuna yaklaştırır. Anlatı kesilir, düşünce konuşur. Ceran’ın edebiyatında bu kırılma anları ile yazarın kişisel ve kuşak deneyimi aynı düzlemde görünür olur. Ceran, edebiyata yeni bir ses olarak girerken kendini saklamaz; roman bazen denemeye dönüşür, anlatıcı yazarla karışır. Ama tam da bu geçirgenlik romanı sahici kılar. Tercih, normalliğin maskesini indiren, kadınların sessiz başkaldırısını dile getiren bir roman olmanın ötesinde, bugünün toplumuna tutulmuş dürüst bir aynadır.

Bir Yazarlığın Başlangıcı

Ceren Ceran, henüz edebiyatında kalıcı bir biçem oluşturma aşamasında. Tercih, bu yolculuğun erken ama güçlü bir durağı. Yazar, toplumsal meseleleri bireysel iç sesler üzerinden aktarmayı seçiyor; bu da romana otobiyografik bir sıcaklık kazandırıyor. Dilindeki tazelik, henüz tam denetlenmemiş bir coşku taşıyor; bu, “yeni bir yazarın” işaretidir. Belki de Tercih’i değerli kılan tam da budur: dilin olgunlaşmamışlığı, hikâyenin sahiciliğini besler. Ceran’ın cümleleri süslenmiş değildir; bir genç kadının nefes alışverişi gibi doğal akar. Bu yönüyle Tercih, kadınların gündelik yaşamdaki bastırılmış öfkesini, küçük yenilgilerini ve kendi sesini bulma mücadelesini bugünün Türkçesiyle anlatır.

Genç Bir Yazarın Dili: Hamlık ve Samimiyet Arasında

Ceren Ceran’ın dili sade, içten ve doğrudandır. Yer yer öfke, yer yer mizah barındırır. Ceylan’ın balkondan öğrenci yurtlarına giden kızları izlediği uzun monologlarda, bir genç kadının sessiz isyanını duyarız. “O ilk mamutu kadınlar avlasaydı…” diye başlayan iç konuşmalar, yazarın ironik zekâsını ve kadın tarihine dair içgörüsünü sergiler.

Yer yer savruk, yer yer sert bir dil ve hamlık   bir eksiklik olarak algılanabilir ama bir dürüstlük hâli olarak da görülebilir. Tercih, dilini süslemeyen, acısını gizlemeyen, kendi sesini henüz kurarken bile sahici olmayı seçen bir roman.Tercih, edebiyatın ustalık gösterisi değil, sahicilik sınavıdır. Ceren Ceran, yeni bir yazar olarak kadınların “gitme hakkı”nı, “tercih yapma” özgürlüğünü içtenlikle savunur. Romanın kimi yerlerinde dil kontrolsüzleşir, duygular öne çıkar, ama bütün bunlar onun gençliğinin ve dürüstlüğünün nişanesidir. Bu üslubun ardında yeni bir yazarın heyecanı da hissedilir. Duygular zaman zaman dilin önüne geçer, cümleler iç monologların coşkusuna kapılır. Bu “hamlık”, romanın kusuru olmaktan çok, canlılığının kaynağıdır. Ceren Ceran henüz dili tam yerleştirmemiştir ama söyleyeceği sözün aciliyetiyle yazar; bu yüzden Tercih’in sesi gür, tonu içtendir.

[1] Tercih, Ceren Ceran Masa Kitap, 2025, 256 s.

 

 


Önce Sonra

keyboard_arrow_up