Koridordan gelen ağlama sesini duyduğunda kilerden son kutuyu çıkarıyordu. Bekledi, ağrıyan bileğini oynattı. Ses arttı şimdi. Kiler hâlâ dağınık, çok işi var. Bebek ağlamasına benziyor ses. Apartmanda hiç bebek yok ki. Kilere bakış attı. Düzenli olmayı seviyor. Evde her şey yerli yerinde olmalı. Kutuyu alıp kapının önüne bıraktı. Apartmanda çıt çıkmıyor. Yanlış duymuş olmalı.
İçeri geçip yer bezini aldı, kilerin içini köşe bucak sildi. Raflardakileri indirip yerleştirmesi zaman alacak. Ağlayış iç çekişe döndü. Uzun nefes araları. Eğilince karnı acıdı. Bluzunun altından karnındaki morluklara baktı. On birinci deneyişi ve sonuncusu artık. İçi rahatladı. Bedenini şişiren hormon ilaçlarını almak zorunda değil bundan sonra. Ağlama sesine başka sesler eklendi. Duvarı mı tırmalıyor biri? Kazır gibi. Duvarın ötesini görecek gibi dikkatle baktı. İşte o an kilerin duvarındaki siyah pamukçukları fark etti. Tavana kaydı bakışları. Bunları daha önce görmemiş olması imkânsız. Bedenini dalga dalga saran titreme en son ellerine ulaştı. Kovadaki suyu, yer bezini, deterjanı değiştirip her şeye en baştan başlamalı şimdi.
Banyoya gidip mavi saplı kovayı aldı, temizlik bezlerinin olduğu çekmeceyi açtı. Siyah pamukçuklara dokunduktan sonra atabileceği yıpranmış bir bez aradı gözleri. Eprimiş kırmızı bezi seçti. Sokakta çöp kamyonu büyük bir gürültüyle durdu. Şimdi balkona çıkıp baksa kamyondaki işçilerin çöp konteynerlerini kamyona taşıdıklarını görebilir, içlerinden biri uzun faraşla yol kenarına birikmiş kuru yaprakları topluyor olmalı. Apartmanın tam karşısındaki oyun parkında çocukların sesi arttı, birbirlerini mi kovalıyor yoksa biri ötekini itip düşürdü mü? Anneleri sırf bu yüzden kavgaya tutuşsa kim ötekine haksızsın diyebilir ki. Bende böyle bir anne mi olacaktım? Kovayı kilerin tam ortasına koydu. Çamaşır suyundan bolca döktü. Çift eldiven taktı. Üç basamaklı merdiveni duvara dayarken tok bir ses çıkıp eve dağıldı. Kadın elindeki bezi suya sokup birkaç kez çitiledi, sıkıp basamakları çıktı, siyah pamukçukların üstünde bezi gezdirirken içi bulandı. Ben ne zamandan beri bunlarla birlikte yaşıyorum? Bezle yerdeki kırıntıları toplar gibi bir kenara doğru çekti hepsini. Duvarın tırtıklı yüzeyinde bez sağa sola gittikçe gerginliği geçti. Acelesi yok, yavaş yavaş siliyor. Kilerin gerisinden biri, “Ne yapıyorsun,” diye sordu. Dalmıştı, sanki evden biri seslenmiş gibi kapıya doğru döndü. Merdiven sağa doğru yattı, az kalsın düşecekti. Kim var orada? Yanıt gelmedi. Merdivenden inip evi dolaştı. Evde kimse yoktu.
O gideli dört gün oldu. Onun izlerini temizliyor evden. Adamdan geriye hiçbir şey kalmamalı. Kokusu çıksın diye nevresimleri üç kere yıkadı. Hâlâ kokusunun olduğunu düşündüğü şeyleriyse attı. Koltukları yıkattığından henüz kurumadılar, pencereleri sonuna kadar açtı, kurumazlarsa nem kokar. Onun kokusundan iyidir. Bezi suya atıp bekletti, eldivenlerini değiştirdi. Tekrar basamağa çıkıp tüm duvarı ince ince sildi. Duvarın renginin attığını fark etti, umursamadı. Tavandan sarkan örümcek ağlarını toplayabilmek için son basamağa çıktı. Uzandığı halde yetişemedi. Omzu ağrıdı. Evin bir yerlerinde telefon çalıyor, umursamadı. Karnına sancı girince olduğu yere çöktü. Merdivenin son basamağında elinde eprimiş bezle öylece kaldı. Kalkmalıyım. Daha yapacak çok işim var. Kalkmaya mecali yok. Sırtını geriye doğru verdi, başını yeni temizlediği duvara yasladı. Çamaşır suyu kokusu onu mutlu ediyor. Bir çocuk sesi işitti. Kulağını duvara dayadı. Evet, konuşuyor. Ne dediğini anlamadı. Ses hem yakından hem de uzaktan geliyormuş gibi. Tuhaf, karşı dairedekilerin çocuğu yok ki. Hey, ne yapıyorsun orada? Bekledi, iç çekti. Aklımı oynatıyorum galiba. Doğrulup tam merdivenden ineceği esnada, “Arabalarıma garaj yapıyorum,” dedi çocuk. Beş altı yaşlarında olmalı, belki de yedi. Karşı dairenin krokisini düşündü.
“Niye kilerde oynuyorsun?”
“Burada saklanıyorum,” dedi çocuk.
“Kimden peki?”
“Hişşt duyacak, susmam gerek.”
“Kim duyacak?”
Çocuk konuşmadı. Ona adını sormayı düşündü, sonra vazgeçti. Başını duvara dayayarak konuştuğundan yanağı acımıştı. Kalktı, elinde tuttuğu bezi yukarıdan bıraktı. Bezin yere düşüp yayılışını izledi. Evin kokusu değişmedi mi henüz? Basamaklardan inerken kovaya çarptı, su yere döküldü. Tekrar sileceğim zaten. Her şeyi kaldırıp banyoya götürdü. Dresuarın üstündeki telefonunun ışığı yanıp sönüyor. Kocası beş kere aramış. Mesajı okudu: Aç şu telefonu.
Banyoda sirkeli su hazırladı, evi dip köşe sildi. Ev bugün tüm kirden, kokudan, tozdan arınacak. Kilere girince yine çocuğa seslenmek geldi içinden, yapmadı. Bu apartmanda çocuk yok, bebek yok. Başka insanların da çocuklarının olmaması düşüncesinin verdiği rahatlama hissi yine gelip kalbine yerleşti. Tüm bedeni gevşedi. İşi bitirince kahve yaptı kendine. Beli ağrımış. Koltuklardan birinin üstüne kalın bir örtü serip oturdu. Ev aşırı sessiz değil mi? Bir bebek iyi olabilirdi. Kocası mı söylemişti bunu yoksa kendisi mi? Anımsayamadı. Her hatırlayış nasıl oluyor da hep aynı konuya geliyordu, tıpkı her konuşmanın aynı yere geldiği gibi.
Akşam erkenden yattı. Uyandığında gün aydınlanmamış henüz. Uyku sersemi terliğini bulamadı. Yere yalın ayak basmaktan hiç hoşlanmaz. Mutfağa girip dolabı açtı, en büyük bardağı seçip arıtıcıdan su doldurdu. Dışarısı alacakaranlık.
Biri duvara vurdu sanki, tok ama gong sesine benzer, tüm mutfağa yayılan boğuk bir ses. Duvara mı vuruldu, yoksa yukarıda bir şey mi devrildi. Durup sese kulak kesildi. Sonra elindeki bardakla kilere yürüdü. Adımlarının yerde bıraktığı izi silmesi gerek. Kilerin kapısını sonuna kadar açtı. Zifiri karanlık. Bir süre eşikte dikildi. Suyundan büyük bir yudum aldı. Yalnızlığa alışacağım. Tıkırtı arttı. Karşı daireden geliyor. Kilerin aydınlatmasını açtı. Raflardaki eşyaları ayıklamalı bir ara. Hepsini atmak en temizi.
“Offf yapamıyorum, olmadı yine.”
Ses çok yakından geldi. Duvara dokundu kadın. Hâlâ çamaşır suyu kokusu baskın. “Orada mısın?”
“Evet,” dedi çocuk.
“Hep erken mi uyanırsın?”
“Bazen.”
Suyu bir dikişte içti. Yere çöküp sırtını duvara dayadı. Yer soğuk. Bardağı yanına bıraktı. Çocuğun iç çekişini duydu.
“Orada ne yapıyorsun?” diye sordu.
Çocuk kıkırdadı. “Tabii ki saklanıyorum.”
Bunu anlayamadı kadın. Neden bu saatte saklansın ki, çok saçma.
“Yatağında saklansan daha iyi olmaz mı?”
Yanıt vermedi çocuk. Bekledi. Duvarın soğukluğu sırtına işledi. “Adın ne?” dedi bu sefer.
“Adım Baran, burada yatıyorum ben.”
Sustu. Gözlerini kapayıp çocuğun nefes alışını dinledi. Kirpikleri yanaklarına değiyor mudur? Bir tutam saç alnının ortasına düşmüş olmalı. Çocuğun gözlerinin rengini merak etti. Ve neden orada yattığını. Kilere alıcı gözüyle baktı. Beş metrekarelik ufacık bir alanda çocuk nasıl yatsın? Alnından başının ortasına doğru ağrı yayıldı. Uykusuzluktan olmalı. Gidip yatsa. Çocuğu düşündü.
“Karanlıkta mısın?”
“Evet.”
“Peki seninle uyumamı ister misin?”
“Nasıl olacak o?”
“Bekle,” dedi. Bardağı alıp kalktı oturduğu yerden. Kalçası ağrımış. Lavabonun içine bardağı bırakıp yatak odasına geçti. Gardıroptan yorgan, yastık bir de pike aldı. Kilere dönerken evin pencerelerinin kapalı olup olmadığını kontrol etti. Yorganı kilerin zeminine iki kat serip yastığı koydu. Yüzü duvara dönük yattı. Elini duvarın soğukluğuna koydu, bir süre bekledi. “Baran, geldim ben,” dedi. Duvar kartonpiyerden yapılmış gibi inceydi şimdi. Sanki hiç beton kullanılmamış. Yavaşça vurdu. Tok bir ses çıktı. Çocuk ses vermedi. Eli duvarda bir süre bekledi. Uyku gözkapaklarını ağırlaştırırken boş duvara seslendi. Deliriyorum galiba.
Uyandığında boynu tutulmuştu. Neden kilerde olduğunu anlayamadı. Aklına gelince yattığı yerden kalktı. Odasına gidip üstüne sabahlığını geçirdi. Aynanın karşısında saçlarını düzeltirken saate baktı. Öğlen olmak üzere. Dış kapıyı ardına kadar açık bırakıp apartmana çıktı. Karşı dairenin kapısını çaldı.
Adam pazarlamacı, kadınsa terzi. Apartmana prova için gelen giden çok oluyor diye kadının şikâyet edildiğini anımsıyor. Kadın elinde iğne kutusuyla kapıyı açtı. “Sakın kıpırdamayın, bir yerinize batar maazallah uğraşmayalım sonra, evet buyrun!”
“Oğlunuzu görebilir miyim?”
Kadın şaşırdı. “Oğlum mu?”
“Evet, oğlunuz. Kilerde yatıyor.”
Kadının suratı değişti, bakışları karardı. “Benim oğlum yok, yani bizim çocuğumuz yok.”
Bunu biliyordu aslında. Apartmanda yaşayan hiç kimsenin bebeği veya çocuğu yoktu. Üç dairede bekâr birileri oturuyordu. Alt katında üniversiteli dört kız var. Bu çocuk peki?
“Özür dilerim,” dedi, “rahatsız ettim kusura bakmayın.”
Kadın hiçbir şey söylemeden yüzüne kapıyı kapadı. “Benim oğlumu görmek istiyormuş, ne manyaklar var dünyada, olmayan çocuğu nasıl göstereyim.”
Kadının kapıdan uzaklaşmasını dinledi. Haklı tabii. Eve girip kapıyı sertçe kapadı. Aklımın oyunu bu. Kilerde bir çocuk olduğuna nasıl inandım. Elektrik süpürgesini çıkardı. Evi süpürmeye başladı. Dip köşe, süpürgeliklere vura vura süpürdü tüm odaları baştan sona. Ama kilere dokunmadı. Mutfak camındaki kuş pisliği dikkatini çekti. Camları geçen hafta mı silmişti yoksa ondan önceki hafta mı? Hamileysen ve bu halde cam siliyorsan eğer seni hiç affetmem, demişti kocası. Hamile kalamadığı için de affetmemişti zaten. Yerleri sileceği suya üç çeşit sirke ekledi. Telefonu çaldı. Kocası. Açtı. Adamın gürleyen sesini duyunca telefonu kulağından uzaklaştırdı. “Telefonu niye açmıyorsun kaç kere aradım seni.”
“Duymamışım.”
“Boşanma evrakları hazır, bir an önce imzala.”
İtiraz etmeden kabul etti. Kocası kapayınca ıslak mendille telefonun her yanını silip arındırdı.
“Heyyy orda mısın?”
Sesin nereden geldiğini biliyor. Kilerin kapısında durdu. Yerdeki dağınıklığa baktı. Yorganı toplamamış. Kapıyı kapadı. Ses boğuk şimdi. “Annemle konuşmuşsun, bana çok kızdı.”
Dayanamadı içeri girip yorgana oturdu. “Sen gerçek değilsin.”
Çocuk sustu. Karşılık vermesini bekliyordu. Çocuğun inlediğini duydu. “Ah, kolumu cimcikleyince acıyor,” dedi.
“Niye böyle bir şey yaptın ki”
“Gerçek miyim diye baktım.”
Kadın gülümsedi. “Kadının hiç çocuğu yok, sen de gerçek değilsin. Zihnimde yaşatıyorum seni.”
“Hayır bak dinle,” sonra ayak sesini duydu onun, “Anneee,” diye seslendi. Kapıya vurdu, kilitli mi yoksa? Peş peşe bağırdı annesine. Kadının geldiğini duydu, “Sana bağırma demedim mi, kes sesini, ne var?”
“Karnım acıktı.”
“Bıktım senden, ya ağlıyorsun ya acıkıyorsun.”
Sessizlik oldu. “Duydun mu,” dedi nefes nefese.
Kadının gözlerindeki karanlık bakışı anımsadı. Öfke mi yükseliyordu içinden? Hayal kırıklığı mı?
“Seni cezalandırmak için mi kilere koydu?” diye sordu.
“Hayır, beni buradan hiç çıkarmıyor ki. Burası benim odam.”
“Baban ne diyor peki?”
“Babam bunu yuvaya bırakalım, diyor.”
Bir anne baba bunu nasıl yapar? Zihninde hızla dönen sorular. Derin bir nefes alıp duvara iyice yaklaştı. “Bunu neden yapsınlar ki?”
“Görünüşüm yüzünden.”
“Görünüşün nasıl olursa olsun bunu yapmamalılar.”
“Benden herkesin korkacağını söylüyorlar, kimseye görünmemeliymişim.”
Kadın nefesini tuttu. Duyduğu şeye inanıp inanmayacağını bilemedi. “Seni kilitliyor mu?”
“Evet,” dedi çocuk.
“En son ne zaman evin içinde dolaştın?”
Kulağını yapıştırdı duvara. Annesinin sesi geldi, “Sesini çıkarmadan oturacaksın burada. İstediğin her şeyi yapıyorum lanet olasıca, sesini duymayayım.”
Çocuk tutsak. Bağdaş kurarak oturdu. Sırtı ve boynu ağrımış. Polisi aramak geldi aklına. Telefonun tuşlarına dokunurken elleri titredi. Çıkan memura telaşla bir çocuğun tutsak olduğunu söyledi. “Kim tarafından,” dedi polis. “Biliyorum çok saçma gelecek ama annesi onu kilerde saklı tutuyor, yalvarırım buraya gelmeniz gerekiyor.”
Polis adresi aldı. Telefonu kapadığında elindeki titreme dizlerine yayılmıştı. Çocuk yemek yiyor olmalı. Sesi gelmiyor. Karnındaki morluklar siyaha kesmiş. Yeşil sarıya dönmesine var daha. Ne zaman gelirler? Yorganın ucunu tutup bedenine sardı. Titremesi azalmadı. Başını kaldırıp tavana baktı. İri bir örümcek tam ortada duruyor. Ağların sahibi olmalı. Burayı daha sık temizlemeli. Kalkıp balkona çıktı. Hava ılık. Parkta birkaç çocuk var, bebek arabasıyla karşıya geçmeye çalışan çifti izledi bir süre. Nefes alamıyormuş gibi art arda göğsü inip kalktı. Kalp atışları hızlandı. Dayanamayıp yatak odasına geçti. Yatağa uzandı. Çocuğu çocuk esirgeme kurumuna mı verirler? Biz koruyucu aile olmayı neden düşünmedik hiç. Kocasını aradı. Koruyucu aile olsak, dedi. Adam dinlemedi onu. “Ben boşanmak istiyorum, sorun çocuk değil.” Lafın gerisini geveledi. Telefonu yanına bıraktı. Kocasının ona seslendiğini, imzayı atmayı kabul edip etmediğini sorduğunu duydu. Yatakta yan döndü ,dizlerini karnına çekti.
Uyandığında ağzında acılık vardı. Kalktı, kapıda iki polis duruyor. Telsiz sesi apartmanda yankılanırken, “İhbarı siz mi yaptınız,” dedi memur.
Uykulu uykulu karşı dairenin kapısına baktı. “Çocuğu buldunuz mu?”
“Hanımefendi, çiftin çocuğu yokmuş.”
“Nasıl yok, bana da öyle dediler, evde kilerde saklıyorlar çocuğu.”
“Kocanız nerede?” diye sordu uzakta duran.
“Kocamdan size ne? Çocuğu kurtarmanız gerekiyor.”
“Asılsız ihbardan suçlu olabilirsiniz,” dedi biri.
Karşı dairenin kapısı açıldı. Kadınla kocasını birbirine sarılmış gördü. “Evi arayabilirsiniz,” dedi kadın.