yine o sarhoş uğultu
dünya hep acele eder
çocuklar yine geç kalır.
kadran, körpe parmağı ezer
vakitse onları beklemez.
bedeninde on üç kara kuyu
her biri sorulmamış bir “neden”.
cevabı ağır, körebesi çocuk kadar.
toprağın kesik atan sismik nabzı bu
dizlerine kadar çocuk
omuzlarına kadar ateş.
alnında gömülü bir kum saati
gülüş yasağı bu.
evren, suretini kilitler
bir demir düğüm atar
sadece adınla tanınan
gecikme bu.
kader, unutulmuş bir el yazısı gibi
güneşi ömründen siler.
arşivler adının yerini tutmaz
sesin, kör bir geometri çiziyor.
bizimkisi faili belli
bir zaman aşımı değil
gerçeğin kendini sıfırlaması
mükerrer bir hüsran.
yalnızlığın buğusunda
bir yara bandı kokusu var
çünkü hiçbir anne
o on üç karanlığı öpmeye yetmez.
sesin en son nerede susturulduysa
orası şimdi yutulmuş bir dilim
tanrının bile sözünü geri aldığı.
yargı, en gürültülü yalan
kapı, utancından eğilir.
yere düşen oyuncak
bir daha geri istenmez.
istenen her şey
ölü bir nesneye dönüşür.
eğilsin gökyüzü, baksın:
bulutun altı çocuk
üstü yetim.
toprak seni örtmez
utancından saklanır.
çünkü dünya
senin yaşına gelmek için
hâlâ çok küçük.
barut kokusunu
oyun tozundan bilmez.
büyümeyi tabutundan öğrendi
bu yeryüzü.
hiç büyümeyecek.