Her kuşak kendi karanlığından geçer; ama yalnızca başkalarının ve kendisinin gölgesini taşıyabilenler ışığa hükmeder. Işığa hükmetmek için önemli olan, önce bulmacayı fark etmek; sonra çözüm için çeşitli alternatifler üretip bulmacayı dönüştürebilmektir. İnsan mücadelesinde direnç gösterirse değişimi beraberinde getirir.
~
Kuzey Denizi’nin karanlık sularına yakın küçük bir balıkçı köyüne, Avrupa’nın kalbine yeni taşınmıştım. Üreten, dönüştüren insanların içinde yaşamanın bana iyi geleceğini umuyordum. Bugün Büsum’da büyük kumsalda etrafı izlerken yüzeydeki dalgaların biz insanlar gibi gürültülü bir başkaldırı içinde olduğunu fark ettim. Dalgalar bizim iç dünyamızdaki gibi rahat olmayan ama gerçek ve keskin olan tarafı temsil eden buz gibi soğuk bir yana sahipti, soğuk içimi üşütüyordu.
Dalgaları izlerken gözüm bir anda kuşlara takıldı; kolektif bir şekilde ama iş birliği içinde uçuyorlardı. Birlikte hareket edip sınırları kaldırıyorlardı. Dünya tüm canlılar için bir dönüşüm alanıydı. İnsanlar toplum içinde iş birliği halinde mücadele ediyorlardı. Zihinler bazen diğerlerinin istediği kişi olmak yerine diledikleri insan olmak için savaş veriyordu. Kimi zaman belirsizlik, kimi zaman sessiz hayırlar, kimi zaman gürültülü haykırışlarla birlikte kontrol edilmekten çok yaşamayı öğrenmek için çabalıyorduk.
Buz gibi yüzüme çarpan hava bugün daha net düşünmemi sağlıyordu. Hayatım boyunca diğerlerinin istediği iyi bir insan olmuştum: okulda iyi bir öğrenci, iş hayatında başarılı bir işçi, ailede en uslu küçük çocuk. Tüm kabullendiklerimde aslında kontrollü ama sessiz bir karşı çıkış da vardı. Ne tamamen teslim oldum hayata ne de tamamen isyankâr oldum.
Şimdi, yalnızlığın sindiği yeni bir başlangıçta kendimle ve doğayla pazarlık yapan derin bir bilince dönüştüm. Uyumlandığım her zaman daha silikleştiğimi hissettim. Ömrüm seksenin kapısına dayanmışken; sessizce sürdürülen bir alışkanlığın bazen vazgeçilmeyen bir kelime, bazen de kimsenin fark etmediği küçük bir “hayır” olduğunu yeni fark ediyorum.
Toplum, insanların omuzlarına görünmez ağırlıklar bırakırken; insan, bu ağırlıkları taşımayı reddettiği anda direnç doğuyor. “Şimdi sıra bende.” Benim için belki çok geç kalınmış bir cümle. Bu doğuş ne yalnızca politik ne de salt kişisel bir eylem; ikisinin kesişiminde.
Çeşitli ülkelere yaptığım iş seyahatlerinde, işverenle ilişkilerimde bastırılmış isteklerim; yıllarca süren evliliğimde içimde eksilen bir hayat duygusu; okul hayatımda hiç kendim olamadığım hissi… Akrabalarımın çocuklarıyla kıyaslanmalarımda “Bunu kabul etmiyorum.” diyemediğim için oluşan sessizliklerim… Hepsi, zamanında gerçekleşmemiş küçük itirazlardı.
Gittiğim her ülkede hayatıma giren yeni kültürler, kendini tekrar eden ritüellerle varlığını sürdürürdü. Sabah aynı saatte açılan kepenkler, aynı cümlelerle kurulan selamlar, aynı korkularla büyütülen çocuklar… Bu tekrar düzeni sağlar ama aynı zamanda bireyin içindeki farklı olma ihtimalini törpülerdi.
Şimdiki yaşımda direnç kavramını, bu törpülenmeye karşı bir hafıza tutma çabası olarak görmeye başladım. Düşünüyorum da Kuzey Denizi gibi benim de dalgalarım vardı ama hiç kayalıklara çarpmadılar. Zaman sessizce aktı, yıllar kabullenişlerimde hızlıca geçti.
Şimdi, kendimi eski anıların içinde fark edip hatırladıkça, toplumun kalıplarını direnç gösterilen zamanlarda nasıl gevşettiğini anlıyorum. Bir annenin çocuğuna “Herkes böyle yapıyor.” demek yerine “Sen ne düşünüyorsun?” demesi bile küçük ama güçlü bir direniştir. Şimdi ben de diyorum kendime: “Büyük bir insan değilim ama önemliyim.”
İçimde büyük kavgalarım yok artık; ama zamanında bu kavgaları keşke sadece kendimle değil gerektiği zamanlarda diğerleriyle yapsaydım diyorum. Eskiden kabul ettiklerimi şimdiki aklım olsaydı reddederdim. Sorunlar ve bu sorunlara karşı dirençli davranışlarımız belki de yaşamı rutininde anlayabilmek için var. Yaşanmak ve anlaşılmak için hayatımıza giren sorunlar bizler gibi birer bulmaca. Eğer yeterince uğraşırsak, onları çözebiliriz; hatta dönüştürebiliriz.
Bu hayata karşı çıkmak değil; yeni anlamlar üretmek için gerekli. Toplumun ya da bazı toplumlar içindeki kural koyucuların zorla dayattığı dili reddetmek bizlere yeni kapılar açabilir. Şimdi deniz rüzgârlı ve fırtınalı; şu anda ona karşı yüzersem başarılı olamayabilirim. İyi gözlemleyip akıntının nereden geldiğini bulabilirsem, doğru denklemleri kurduktan sonra bu bulmacayı çözebilirim.
İnsan denen bulmacada aslında “Anlamlı yaşa.” diyor. Sessiz kal, sus, kendini savunma, sakın direnme demiyor ki. Kelimelerimi değiştirdiğimde, karşıma çıkan sorunları anlamaya çalıştığımda ilişkilerimin değişeceğini biliyorum artık. İlişkilerimin değişmesi için içimde küçük dirençlerim var; bende yeni oluşan küçük ama güçlü farklılıkla eski kalıplara yeni anlamlar yüklüyorum.
Yanımda kumsalda benimle birlikte oturan bir anne de benden etkileniyor; çünkü biliyor, kişinin korkusunu yenmesi başkasına cesaret olur. Bir kadının susmaması, başka bir kadının sesini yükseltmesine zemin hazırlar. Bir çocuğun soru sorması, bilinen bir doğruyu eleştirmesi bir öğretmenin düşünme biçimini değiştirir. Direnç işte böyle bulaşıcıdır; ama bu bulaş yıkıcı değil, kurucudur. Aynı zamanda çok yapıcıdır.
En güçlü yanı ise gündelik hayatın içinden doğmasıdır. Bazen hamle bellidir ama el gitmez. Kimi zaman direnç, adaletsiz bir cümleye itiraz etmek kadar zor olabilir. Bazen bir işçinin mola sırasında gökyüzüne bakmayı sürdürmesi, üretim bandının ritmine karşı bir içsel direnç olabilir.
Suya girmek için önce dalgaların tamamen durmasını beklersen hiç giremeyebilirsin. Dalgalarla savaşmak için çocukça bir cesarete ise hiç ihtiyacımız yoktur. Bazen bir yazarın kelimeleri sakınmadan kullanması, kısa yoldan netliğe ulaşmasını sağlar. Belki de direnç, daha insani ve daha toplumsal bir hâle ulaşabilmek için hem bireysel hem de toplumsal bir yürüyüş için gereklidir.
Her kuşak kendi karanlığından geçer; ama yalnızca başkalarının ve kendisinin gölgesini taşıyabilenler ışığa hükmeder. İnsan kendini korurken ortak yaşamı da onarır ve ortak yaşam için yeri geldiğinde savaşabilir. Yığınlar halinde nefes alacak alan açmak için mücadele verilebilir. Alan genişledikçe insanlar birbirine daha az korkuyla yaklaşır, daha çok anlamaya çalışırlar.
En sonunda, bir arada yaşamanın en zarif biçimine dönüşür bu hayat: sessiz ama uyumlu ve kararlı; kırmadan değiştiren ve dönüştüren bir varoluş. Işığa hükmetmek için önemli olan, önce bulmacayı fark etmektir; sonra çözüm için alternatiflerini üretip hep birlikte bulmacayı dönüştürebilme cesaretidir. İnsan, mücadelesinde direnç gösterdiğinde değişimi de beraberinde getirir.