sığındım en kuytusuna
denizden yoksun şehrin
bıraktım sularına
bir şiire sığmak isteyen bin hikâyeyi
göl kurudu
cesetler bulundu suyun derin sessizliğinde
dillerini ben sustum
boğazımda düğümlenen cümleleri
dökülüp saçılamayan saklı incileri
bıraktım oluruna
zamana sığmak isteyen her saniyeyi
dağıldı ruhum
öldüm sanıldı
bir şiir yalnızca dağılan parçalarımla anıldı
yanılgının uykusuna derinden sızan zehrin
silip attığıydı tüm ruh
dolu sokakların sevimsiz boşluğunda
tüketen değil tükenendi sualsiz tepkisiz güruh
eşiğindeydim zamansız bir ölümün
yaktım daha mürekkebi kurumadan satırları
savruldu hakikatin külleri
unuttum tüm yazdıklarımı
yalnız yürüdüm son günüme
intiharı süslenmiş bir anarşist
nasıl yaşarsa, öyle…