menu Menu
Son Zembilfroş
“İnsan dünyayı sırtında taşımaktan vazgeçtiği gün, Zembilfroş geri döner.”
Serhat Sungur N°6 / Direnç, Şiir
Kaybolmuş Bir Ruhun Izdırabı Önce Toprak Kokusu Sonra

Meydan, akşamları kalabalık olurdu. Otobüsler yanaşır, insanlar aceleyle kapılara yürür, telefonlarına bakarak birbirlerine çarparlardı. Kimse başını kaldırıp etrafına bakmazdı.

O akşam kalabalığın içinden geçerken kaldırımın kenarında küçük bir masa gördüm.

Masa eskiydi. Üzerinde birkaç ince defter, bir kum saati ve kırık bir sepet duruyordu. Masanın arkasında beyaz saçlı bir adam oturuyordu.

Önünden yüzlerce insan geçiyordu ama kimse durmuyordu.

Adam bağırmıyordu. Tezgâhını öne çekmiyor, müşteri çağırmıyordu. Sadece oturmuş, geçen insanlara bakıyordu.

Merak edip yaklaştım.

Defterlerin kapağında tek bir kelime yazıyordu:

HATIRLA

Bir diğerinde:

SUS

— Ne satıyorsunuz? dedim.

Adam başını kaldırdı:

— Unutulan şeyleri.

Sesi sakindi. Gürültülü meydanda bu ses neredeyse başka bir zamandan geliyormuş gibiydi.

— Alan oluyor mu?

Adam omuz silkti:

— Çok az.

Tam o sırada bir kadın gelip masaya eğildi:

— Bunlar ne işe yarıyor? dedi.

Adam, defterlerden birini gösterdi:

— İnsan bazen kendini yazmak için önce susmak zorunda kalır.

Kadın anlamamış gibi baktı:

— Kişisel gelişim mi yani?

Adam başını hafifçe salladı:

— Hayır.

Kadın omuz silkip uzaklaştı.

Adam kum saatini çevirdi. İnce kum, ağır ağır aşağı akmaya başladı.

Masaya tekrar baktım. Köşede duran sepet dikkatimi çekti.

Hasır lifleri yıpranmıştı. Sapı kopmuştu ama dikkatle saklanıyordu.

— Bu da mı satılık? dedim.

Adam elini sepetin üzerine koydu:

— Hayır.

— Peki ne?

— Eskiden sattığım şey.

Bir süre sepete baktım:

— Sepet mi satardınız?

Adam başını salladı:

— Evet.

Bir an çocukken dinlediğim eski bir hikâye aklıma geldi: Dağlarda dolaşan, köy köy gezip zembil satan bir adamın hikâyesi…

— Bir hikâye vardı, dedim.

Adam başını kaldırdı:

— Hangi hikâye?

— Zembil satan bir adamın hikâyesi…

Adamın gözlerinde kısa bir parıltı belirdi.

— İnsanlar hâlâ anlatıyor mu onu?

— Bazen…

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra adam sakin bir sesle konuştu:

— O hikâyedeki adam bendim.

Ne diyeceğimi bilemedim.

— Adınız ne? dedim.

Adam hafifçe gülümsedi.

— Bana vaktiyle “Zembilfroş” derlerdi.

İsim, meydanın gürültüsü içinde eski bir kelime gibi asılı kaldı.

Adam bir süre sepete baktı:

— Bir zamanlar dağ köylerinde dolaşırdım, dedi.

“Sabah sisinin içinden çıkardım. Köy meydanında durur, zembilleri yere dizerdim. Kadınlar gelip bakar, çocuklar merakla etrafımda dolaşırdı.”

Bir an sustu.

— Bir gün yaşlı bir adam bana şöyle demişti:

“İnsan sırtında taşıdığı yükü bırakmadan rahat edemez.”

Adam hafifçe gülümsedi:

— O gün zembil satıyordum, dedi.

Ama aslında insanların taşıdığı yükleri görüyordum.

Sonra başını kaldırdı:

— Şimdi o yükler daha ağır.

— Ama artık zembil satmıyorsunuz, dedim.

— Zaman değişti.

— Ne satıyorsunuz şimdi?

Adam kum saatine baktı:

— Durmayı.

Bir an sonra ekledi:

— Hatırlamayı.

Tam o sırada küçük bir çocuk masaya yaklaştı.

Defterlerden birini eline aldı.

— Amca, bunun içinde neden hiçbir şey yok? dedi.

Adam çocuğa baktı:

— Çünkü bazı şeyler ancak boşlukta büyür.

Çocuk, defteri yerine koydu ve annesinin peşinden koşarak uzaklaştı.

Bir an başımı başka tarafa çevirdim.

Tekrar baktığımda masa boştu.

Adam yoktu.

Kum saati yoktu.

Sepet de yoktu.

Sanki orada hiç kimse oturmamış gibiydi.

Ama yerde ince bir hasır lifi duruyordu.

Eğilip aldım.

Kamışın kuru sertliği parmaklarımda kaldı.

Meydandaki kalabalık akmaya devam ediyordu. Otobüsler yanaşıyor, insanlar birbirine çarpıp hızla uzaklaşıyordu.

Tam yürümek üzereydim ki arkamdan bir ses duydum:

— Affedersiniz.

Döndüm.

Küçük bir çocuk bana bakıyordu.

Elindeki defteri uzattı.

— Bu sizin mi?

Defteri aldım. Az önce masanın üzerinde duran defterlerden biriydi.

Kapağında yine aynı kelime yazıyordu:

HATIRLA

— Nereden aldın bunu? dedim.

Çocuk omuz silkti:

— Az önce şu amca verdi, dedi.

Meydanın ortasını gösterdi.

Baktım.

Orada kimse yoktu.

Çocuk annesinin peşinden koşarak uzaklaştı.

Defteri açtım.

İlk sayfada tek bir cümle yazıyordu:

“İnsan dünyayı sırtında taşımaktan vazgeçtiği gün, Zembilfroş geri döner.”

Sayfayı kapattım.

O an fark ettim.

Meydandaki yüzlerce insanın arasında

bir tek ben durmuşum.


Önce Sonra

keyboard_arrow_up